
17.Şubat.2010 tarihli Basın Açıklaması :
Değerli Meslektaşlarımız ve Sayın Basın Mensupları ;
Öncelikle Erzincan C.Başsavcısının göz altına alınması ve tutuklanmasında izlenilen yöntemde bize göre açıkça hukuka aykırılık söz konusudur. Hiç kimse dokunulmaz değildir ve olmamalıdır da ancak somut olayda ,Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun açık hükmüne göre soruşturmanın Yargıtay üyeleri ile ilgili hükümlere göre yapılması ve yine aynı kanunun 88.maddesine göz altı, arama ve sorgulama yapılmaması gerekir. Dolayısıyla sorgulama ;Yöntemi açısından ,hukuka uygun değildir..Maddi vakıalar ile ve dosya içeriği ile doğal olarak herhangi bir değerlendirme yapamayız.Çünkü konu yargıya intikal etmiştir.Ancak yöntem hakkında olayı izlemeye devam edecek ve gerektiğinde uyarılarımızı sürdüreceğiz.Bu uyarılarımızı yaparken de yargı bağımsızlığını ve yargıç güvencesini göz ardı etmeyecek ve halen tutuklu olan Sn.Başsavcının durumunu zorlaştıracak davranışlardan da kaçınacağız..
Yine bugünlerde eski milletvekili Hatip Dicle tarafından ortaya atılan “Habur sınır kapısından giriş yapanları sorgulayan hakim ve savcıların ayarlandığı” iddiası da” yargının siyasallaşması” yönündeki iddiaları kuvvetlendirir nitelikte olmuştur. Bu iddiaya inanmak istemiyoruz.Açığa kavuşuncaya kadar da yorum yapmayacağız.Bundan muradımız da yargıyı yıpratmamaktır. Ancak ; Daha önce de belirttiğimiz gibi,gelenler davul-zurna yerine hukukla karşılansalardı bu tür spekülasyonlar da yapılmayacaktı..Şimdi gerek yargının gerekse yönetenlerin görevi bu iddiaları açığa kavuşturmaktır.Bu sadece yalanlama ile olursa kamu vicdanı tatmin olmayacaktır.
Değerli Meslektaşlarımız ve Sayın Basın Mensupları ;
Bugün 17.Şubat.1926 tarihli Medeni Kanunumuzun kabul edilişinin 84. yıl dönümü. 1926’da kabul edilen 743 sayılı Medeni Kanun, ilki 1938’de olmak üzere yeni medeni kanuna kadar 15 kez değişikliğe uğradı. Dini kuralların hakim olduğu mecellenin üzerine ve o günün Türkiye’sinde ki sosyal koşullarda, hukukçu akademisyen ve hukukçu uygulayıcılardan oluşan bir komisyon tarafından hazırlanan eski Medeni Kanun son yıllarda çıkarılan yasalardan çok daha başarılıydı.
Günümüzde yasalar, ülkenin ve toplumun değişen ihtiyaçları, uygulama sorunları ve uygulayıcıların ve hukuk akademisyenlerinin öneri ve görüşleri bertaraf edilerek hatta hukukçular “ayak bağı” gibi görülerek adeta birilerinin menfaati için çıkarılıyor. Ülke gerçeklerinden hukuk tekniğinden ve mantığından uzak bir çok önemli yasa gece yarısı operasyonu ile meclisten geçip halkın önüne sürülüyor.
1-)Örneğin; ticari hayatta çok önemli bir yeri olan 3167 sayılı Çek Yasası bütünüyle değişmiş ve 2009 Aralık Ayında yeni Çek Kanunu yürürlüğe girmiştir. Yeni Çek yasasında Türk Ticaret Kanununun çekle ilgili hükümlerine aykırı düzenlemeler vardır ki ( Örneğin ;bir şekilde çekin, tacir olanların, tacir olmayanların düzenlediği ve hamiline düzenlenen çekler olarak 3 gruba ayrılması gibi) uygulamada büyük sorunlar yaratacaktır. Karşılıksız kalan her bir çek yaprağı için bankaların sorumlu olduğu miktar çok yetersizdir. Zira; uygulamada yaşanan sorunların önemli bir nedeni bankaların sorumluluklarının yok denecek kadar az olmasından kaynaklanmaktadır. Kanun, karşılıksız çek suçu bakımından tek taraflı beyanla askı rejimine geçiş sistemini getirmiş, bunun uygulamada özellikle müştekiler açısından bir çok sorun yaratacağı göz ardı edilmiştir. Askı süresi içinde taahhüde uyulmadığının tespitinin nasıl yapılacağı, takibe konu olmuş ve bir çok ödemeler yapılmış bir dosyada karşılıksız kalan kısmın nasıl tespit edileceği, askı rejimine geçişte sanığa ihtarat yapılması gereği olup olmadığı gibi ceza usul hukukunun ince ayrıntılarına ilişkin bir çok husus düzenleme dışı bırakılmıştır. Bir kanunun hayatın tüm alanlarını ve gerçekleşmesi mümkün tüm ihtimalleri düzenlemesi beklenemez, kaldı ki bu yasama tekniğine de uygun değildir. Ancak bu denli önemli düzenlemeler yapılırken oldukça hassas ve titiz davranılması da bir zorunluluktur.
2-) Anayasal bir hak olan sosyal güvenliğin artık anlaşılması ve anlatılması zor bir kanunu vardır. 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Yasası öngörü ve hedefleri belirsiz, yasa yapma tekniğine uymayan, çelişki ve boşluklarla dolu bir metin. Geçiş hükümleriyle mevzuat karmaşasına yol açan bu yasa ile sosyal güvenlik sisteminde geriye gidiş olmuştur.
3-) 5947 sayılı kısa adıyla Tam Gün Yasasının, ne hastaların sağlık hizmetlerine kolay ve doğru erişimini ne de sağlık çalışanlarına daha ideal çalışma koşulları amaçlamadığı, giderek sağlık hizmetinin özelleştirilmesi hedefine yönelik olduğu görülmektedir.
4-) Kat Mülkiyeti Yasasında önemli değişiklikler yapılmış ancak yine hukuk akademisyenlerinin ve uygulayıcılarının görüşleri önemsenmeyerek yapılan bu yasa da toplu konutlarda huzursuzluklara yol açacak ve özellikle de kaçak yapı sorununa çözüm getirmekte yetersiz kalacak bir düzenlemedir.
5-) Hukuk sistemimize bir darbe olabilecek Arabuluculuk Yasası tasarısı, açıklığı esas alan yargı sistemimize gizliliği getirmekte, hukukçu olması şart olmayan arabulucunun tarafsızlığını ve bağımsızlığını tamamen kendi vicdanına bırakmaktadır. Baroların ve hukukçuların olumsuz görüş bildirmelerine rağmen hukuk düzenimize getirilmek istenen arabuluculuk yeniliği hukukun özelleştirilmesi sürecinin başlangıcıdır.
Kısaca torba kanun diye adlandırılan bir kanun yapma yöntemiyle bir yasal düzenleme ile bir çok kanunda değişiklik yapılmakta, önemli yasa değişiklikleri adeta satır aralarına gizlenerek hukukçularca bile takibi zorlaşmaktadır. Birbiriyle ilgisi olmayan pek çok özel kanun sistematiği olmaksızın alt alta getirilerek değişiklikler yapılmakta ve sonuçta hukuk sistemimiz zayıflatılmaktadır. Bir değişiklik yasasının içinde Ahıska Türklerinin Türkiye’ye kabulü ve İskanına Dair Kanun, Amme Alacaklarının Tahsiline İlişkin Kanun, İşsizlik Sigortası Kanunu gibi farklı nitelikteki kanunları değiştiren maddelerin olabilmesi uygulamada zorluklar yaratmakta, yanlış uygulamalara sebep olmaktadır. Hatırlanacağı üzere Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunumuzda yapılan bir çok değişiklik gibi “askerlerin sivil yargıda yargılanması” ile ilgili değişiklik de gece yarısı önemsiz görünen bir kelime değişikliği gibi yapılmıştı. Örnekleri çoğaltılabilecek olan bu teknik, önemli bir hukuki olgu olan kanun yapma tekniğinin özensiz kullanılmasıdır. Ülkede hukuka saygıyı sağlamak için öncellikle hukukun temellerinden biri olan kanunların özenli bir çalışma sonunda ortaya çıkarılması gerekir.
Neo Liberalizmin hunharca katlettiği kurumlar arasında Hukuk başı çekmektedir.Ama en liberal politikalarda dahi “bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler” sloganı hiç olmazsa yasa yapma tekniğinde geçerli değildir..
Kanun yapma işinin bu denli hafife alındığı hukukun üstünlüğünün ve ulusal menfaatlerin çok da önemsenmediği bu gün 1926 tarihli Medeni Kanun biz hukukçular için daha fazla anlam kazanıyor. Medeni yaşama kazandırdıklarının yanında hazırlanış süreci ve tekniği bu günden daha ileride olan bu 743 sayılı mülga Medeni Kanunun kabul edilişi bu nedenle önemli ve anılası bir gün.
Dolayısıyla; Kanun yapma düzeni ve tekniği açısından ne yazık ki galiba yeni yasaların eski yasalardan öğreneceği çok şey var….Ya da daha doğrusu yasama erkini ellerinde bulunduranların öğrenecekleri tek şey var ”SİYASETİ YASALARIN YERİNE KOYMAMAK”..
Saygılarımızla..
Kocaeli Barosu Başkan ve Yönetim Kurulu..
17.02.2010